Nikah dışı kadın erkek ilişkileri...
* “Evlenmek vaadiyle kandırılan genç kız, erkek arkadaşının kendisini terk etmesi üzerine intihar etti!”
* “Gayr-ı meşru bebeğini cami avlusuna bırakan kadın kayıplara karıştı!”
*“Liseli genç, kız yüzünden arkadaşını silahlı tabancayla öldürdü!”
*“Liselerdeki kavgaların %31’i kız-erkek arkadaşlıkları sebebiyle çıkıyor!” (Radikal.24.05.2006)
*“Çalışma ortamında flörtün ‘zararları’ saymakla bitmiyor.”
*“Sevdiği kadının kocasını öldüren delikanlı üç gün sonra hayatına son verdi!”
*“Türkiye’de her yıl 500 bebek sokağa terk ediliyor!”(zaman 11.01.2008)
. *...Ve daha neler neler…
Her gün gazetelerde bunlara benzer haberleri okuyor, sayısız gençlerin heder oluşlarını çaresiz seyrediyoruz.
Medyada pek masum ve doğal bir ilişki olarak gösterilen kız-erkek arkadaşlığı diğer ifadesiyle nikâhsız beraberlikler, gençliğin hayatını içten içe karartıyor, psikolojisini bozuyor, ferdi, ailevi, toplumsal bir sürü problemleri beraberinde getiriyor.
Çocuk yaştaki delikanlılar, kız yüzünden arkadaşını öldürüyor. Kendisi parmaklıklar arkasında, arkadaşının kemikleri ise mezarda çürürken yine de en çok zararı genç kız ve kadınlar görüyor.
Nice genç kızlar, “niyetim ciddi seninle evleneceğim” diyen evli erkeklere kanıyor. Bir müddet gönül eğlendirdikten sonra erkek, arkasına bakmadan çekip gidiyor.
Terk edilen genç kız, bunalıma giriyor, hatta intihara bile teşebbüs ediyor. Babasız bir çocuk sahibi olmayı göze alamayanlar ise doğurup bir yere bırakıyor, yıllarca vicdan azabından kurtulamıyor. Kocası flört ederken aldatılan 2.kadının çektiği acılar da işin cabası.
Bazen sevgisine karşılık görememe veya kıskançlık , sevdiğini öldürmeye kadar gidebiliyor. Bir anlık kıskançlık elemi yüzünden senelerce hapis yatıyor.
Evlenmek bahanesiyle iğfal edilen, sefahat-hanelere satılan, sokağa bırakılan, tekrar ailesinin yanına dönmemek için canına kıyan kızlara mı yanarsınız, karnındaki bebeği doğurup cami avlusuna atıp kaçan anneye mi, yoksa o masum bebeğe mi acırsınız?
Ülkemizde her yıl 500 bebeğin sokağa terk edildiğini bilmek bile tüyler ürpertici değil mi? Esasında hiçbir anne yavrusunu sokağa atamaz. Şefkati buna müsaade etmez. Fakat buna mecbur kalan annelerin çektiği acılar da görmezden gelinemez.
Çocuk açısından baktığımızda, ortaya daha dramatik bir tablo çıkıyor. Bakım evlerinde büyüyen bebekler, anne-baba ve sıcak bir aile ortamından mahrum, problemlerle yetişiyorlar. Hayat boyu terk edilmişliğin, istenmemişliğin, annesiz, babasız ve ailesiz olmuşluğun acısını çekiyorlar. Hele gayr-ı meşru damgası taşımaları, yüreklerini sürekli kanatıyor.
Flörtün verdiği zararlar bu kadarla kalmıyor. İşlenen namus cinayetleri, hatta evli olan sevgilisine kavuşmak için sevgilinin eşini öldürmeler…
Bütün bunların yanı sıra evlilik kurumuna vurduğu darbe de ayrı bir yara… Evlilik uzmanları flört edilerek yapılan evliliklerin daha kısa ömürlü olduğuna dikkat çekiyorlar.
Çünkü flört devresinde adaylar birbirini tanıma imkanı bulamıyor. Yıllarca flört ettikleri halde “ben seni tanıyamamışım” diyen evli çiftlere rastlıyoruz. Flört devresinde hep bakımlı, nazik, kibar ve olağan üstü yönlerini sergileyen adaylar, evlendikten sonra birbirlerinin gerçek yüzüyle karşılaştıklarında hayal kırıklığına uğruyorlar.
Eşlerini hep flört devresindeki halleriyle görmek istiyorlar. Bu da mümkün olmayınca tartışmalar kavgalara, kavgalar ise sevgi bağlarının kopmasına ve evliliğin bitmesine varıp dayanıyor. Modern antropolojinin kurucusu Prof. Bronislaw Malinowky’nin gayrı meşru yaşayışın yasaklanmasının evliliğe hizmet ettiğini söylemesi bu yüzden olsa gerek.
Flörtün işyerinde performans düşüklüğüne neden olduğunu anlatan “İşyerinde flört patronu vuruyor!” adı altındaki gazete haberi de ilginç olsa gerek:
“Çalışma ortamında flörtün ‘zararları’ saymakla bitmiyor; günde en az 1 saat iş kaybı, bozulan ilişkinin getirdiği verimsizlik ve daha neler neler. İş yerinde flörtün İngiliz şirketlerine yılda 150 milyon sterline (yaklaşık 375 trilyon Tl) mal olduğu iddia ediliyor. Araştırmalara göre flört, bir işyerine her gün kişi başına en az bir saat kaybettiriyor.” (2 Temmuz 2002 Milliyet)
Bütün bu saydıklarımız işin dünyaya bakan yönü. Bir de bunun ahırete, öteki hayata bakan mesuliyeti var ki, o çok daha telafi edilmez büyük bir kayıptır.
02/05/2008

Yeni yorum gönder